top of page

Tasarıma Sıcak Geçişler

Zaman Süreci:  Geçişler

Her an bir yenisine hazırlık, bir öncesine veda ve içinde olduğumuz anla iç içe geçmiş durumda. Bunların birlik içindeki uyumuna ve ilerlemesine talip oluyoruz nefes aldığımız zaman boyunca. Değişim kendiliğinden oluyor gibi hissettirirken, aslında bu geçişlerin bir arada ilerlemesini, bu kendiliğinden olma halini varlığımızla deneyimlememiz değişimi oluşturuyor. Yani zamana dahil olmamız gerek değişimler için. Bu da bahsedilen her dünyanın şahsa özel olduğu, herkesin eşsiz hayat yolculuğu tanımını var ediyor. Yaşanan her zaman dilimi, buradaki deneyimlerimizi oluşturuyor oluyor.

pınterest
pınterest

Aslında fiziksel olarak hiçbir maddeye gerçekten temas etmediğimiz sadece atomlarımızın itme (elektrostatik itme) kuvvetiyle tepkisini hissettiğimiz gerçeği  -ki sadece elektriksel itme değil, kuantum mekaniği de devreye girer bu alanda. Pauli Dışarlama İlkesi der ki: İki elektron aynı anda, aynı konumda ve aynı kuantum durumunda bulunamaz. Yani bir atomun elektronu, diğerinin alanına girmeye çalıştığında çok şiddetli bir dirençle karşılaşır. Bu direnç, katı nesnelerin içinden geçmememizi sağlayan şeydir. Bu fiziksel kuramlar dahilinde psişik olarak da, psikolojik, duygusal, ruhsal olarak da aynı durumlar söz konusu olabilir. Kimseye gerçekten dokunmadığımız, sözlerimizin kimse tarafından bizim yarattığımız şekilde duyulmaması, gördüğümüz her detayın herkesçe farklı görsel süreçler yaratması  -farklı duygular uyandırması, hislerimizin sadece kendimiz için aslında bir anlam ifade ettiği  -mesela kendi içimizdeki güzel sevme yetisi sayesinde o sevginin muhatabını güzel gördüğümüz gerçeği gibi. Aslında bir illüzyondur bu. Tamamen bizim kendi güzelliğimizle ilgilidir. Bize aittir, kendi dünyamızın her andaki eşsizliği...

Kesintisiz bir deneyim içindeyiz. İlkbaharın bu son ayında yüzeyde farklı yansıyabilen, lakin içimizden eriterek akıttığımız soğuğu, kış sürecindeki tecrübelerimizi ve o dündeki halimizi; aydınlığa ve yazın sıcaklığına özlemin coşkulu hisleriyle dolduruyoruz. Doldurmaya niyetli oluyoruz aslında. Hep kolayca hissedilen mutluluğun peşinde, hep iyi halin yolunda olmada ilerlemek istiyoruz. Ama aslında deneyim iyi veya kötüyü birbirinden ayırmaktan çok daha geniş bir kavram. Hangi bilir kişi açıklayabilir ki bu nizamı tek başına? Her şey iç içe ve her şey birin içinde. Yenilikler her daim yanıbaşımızda, aynı zamanda eskilerin kalıntılarını da taşıyoruz. Lakin bir detay daha bizimle olmalı bu yazının gelişinde; filozof Simone Weil okudunuz mu hiç, Gravity and Grace eserinden konuşabiliriz bu anlatımıma uygun. En büyük yanılgının boşluktan kaçmak olduğunu söyler. Boşluğa tahammüllü ilerleyemiyoruz. Ruhumuzda bir boşluk hissettiğimizde hemen onu dolduracak bir şey arıyoruz. Hayat süreklilik hissiyatıyla devam ediyor kendi içimizde, özümüzde. Her şey bir sonrasıyla bağlantılı. Buna da akış diyoruz. Ve bu akışın bizi daima ileri taşıdığını düşünüyoruz. Aslında her zamanı şu anda yaşıyoruz halbuki, şimdiyi geçmişi ve geleceği dahi. Tazelenmeyi bekliyoruz. İlerlemeyi amaçlıyoruz... Hızlıca düzelsin, çabucak bizim için makul olan şekle evrilsin istiyoruz her şey. Akışta kalmaya zorluyoruz bazen belki de. Kendi eşsiz dünyamızın geçerliliğini, doğruluğunu dayatıyoruz. Bunun için dirençlerimiz var, tepkilerimiz var, öfkeleniyoruz, üzülüyoruz; öğrendiğimiz yollarla bu boşluğun belirsizliğinden korkup kendimizi bildiğimiz güvenli tarafta tutmaya çabalıyoruz. Kaçmaya çalışıyoruz bilmediğimiz alandan.

Ben buradaki her deneyimin, karşımıza çıkmasından dolayı bize ait olduğunu düşünüyorum. Boşluğu hissetme nedenimizin ‘’olmuyor, bir şeyler ters, bu bana ait değil’’ hissiyatından ziyade  -ki bu korkudandır ve kalıplardandır; aslında doldurmamız için davet olduğuna inanıyorum. Bu boşluğun da yaşanması gerektiğini düşünüyorum. İzin vermek ve madem ki hayatımıza geldiyse kabul ederek deneyimini kendimize katmak gerektiğini düşünüyorum. Oluşturduğun hayatının tasarımı bu sayede değerli olabilir. Tasarımın bu sayede gelişebilir ve ilerleyebilir, yani sen hayatta bu şekilde aslında ilerleyebilirsin büyüyebilirsin; ezberlediğin yolları aşındırarak değil. Yerinde bekleyip, sürekli kendi dünyanı savunarak değil  -gerçek olabilmek böyle bir şey değil. Bu dünyadaki zamanın dolduğunda, gitme zamanı geldiğinde ancak kaçmadan, görerek, tamamen deneyimleyerek gerçekten var olmuş, tamamlanmış hissedebilirsin. Hayatını ancak bu şekilde değerle, ışıkla, eşsizlikle tasarlamış olursun. Geçişlerin özü bir tanımda da budur.


pınterest
pınterest

 

Karar Verelim: Sıcaklık

Sıcaklık tanımını biraz değiştiriyorum şimdi, öğrenilmiş bir tanımdan ziyade; içimizdeki soğuk ve donuk varsaydığımız süreçlerin tasarıma etkisi de sıcaklık katar diye düşünebilir misiniz? Sonuçta bir zenginliktir, bir çeşitliliktir ve tasarımı oluşturan etkenlerdendir. İllaki pozitif tanımlarımıza uyması gerekmez. Ezber edilmiş kelimeleri biraz kendi halimize göre, kendi şeklimize göre yeniden anlamlandırırsak eğer; anlatmaya çalıştığım sıcaklık etkisi uzun kış sürecinden sonra edindiğimiz soğuk deneyimler ile de tasarımlara yansıtacağımız renkler, desenler, çizgiler... ve tüm bunların da tasarıma pozitif, sıcak etkileri. İç içe geçmiş çeşitlilik ve tezatlıklar bir arada olduğunda ancak tek bir kimlik oluşturabilir. Kimliklerdeki bölünme zaten bu çeşitliliği bir arada deneyimleyememektendir.

Ne bir çizginin içinde düz bir yol var sadece, ne de bir oluşumun içinde tek bir duygu.

ışin teknik kısmına gelirsem, yaşam alanımızın tasarımında deneyimlediğimiz süreçlerin kalıntılarını yansıttığımız bir döngü içindeyiz. Tasarım sürecinde olduğumuz bir üründe de aynı durum geçerli, bir mekan için oluşturduğumuz bir tasarım dilinde de. Geçişlerin kendi dilimizi oluşturduğu şekli zaten tasarımın bütünü oluyor. Seçtiğimiz renk kombinasyonları, kalemimizin parça parça oluşturduğu form, hissiyatını belirlediğimiz kumaş dokuları ve malzeme çeşitliliği seçimleri, yapı elemanları strüktürel konumu... Hepsi aslında bahsettiğim iç içe geçmiş oluşumlar ve tezatlıkların tek bir kimliği oluşturup, bu tek oluşan kimlikte bir bütün olarak yansıyabilmesi. Bahsettiğim boşluğu yaşayabilmek de oluşturduğumuz hayatımızın tasarımında bu çeşitlilik ve iç içe geçmişlikle bir olma durumu aslında.

pınterest
pınterest

Bu süreçte sıcaklıkla anlatmak istediğimi daha net ifade ettiğimi düşünüyorum. Tasarımda sıcaklığı arttıran her türlü olay, durum ve hallerin olumlu veya olumsuz nitelendirdiğimiz tüm yansımalarının birleşerek aslında bu tasarımı ısıtması durumu gerçek bir birlik oluşturuyor. Seçtiğimiz her türlü tercih ile tasarımı ısıtıyoruz, büyütüyoruz, değerine değer katıyoruz. Boşlukla, bilinmezlikle, iyilikle, uzaklıkla... Heyecanlı bir yolculuk değil mi? Bir sandalye tasarımından, mekan tasarımına, sosyal tasarımdan, hayatımızın tasarımına her alanda her türlü ilişkide her şey bir arada, her şey tasarımı ısıtıyor ve yeterince cesur olabilirsen hayatımızı da aynı şekilde ilerletiyor.

 

Sonuç Değerlendirmesi: Tasarım

Bir tasarım için yaşanılan süreçte, belirlediğin yoldan farklı bir yere dönebilirsin, istediğin gibi istikrarlı hissetmeyebilirsin, seçtiğin renkleri değiştirmek isteyebilirsin, öngördüğün forma artık uyduramıyor da olabilirsin, tamamen tasarım sürecinden kopmuş da olabilirsin. Bunlar da yolun parçasıdır. O tasarımı oluşturan parçalardandır.

(İlgili bu yazımı okuyabilirsin; Tasarlanan Tasarım

Bütünden kopma halinin hissedilen en korkulu psikolojik gelişim durumlarından biri olduğunu düşünüyorum; dünden farklı olduğunu duyumsadığın, farklı bir yer aradığını düşündüğün, bağlı hissetmediğin her andaki; içindeki o gergin, huzursuz ve ruhuna batan bir şeyler yanlış hissi. Lakin bu hissiyatları deneyimlemen de seni yaratıyor, ve bununla birlikte farkına varacağın, ve kendi özüne ekleyeceğin ışık da seni yaratıyor.  Bu negatif deneyimlerin tecrübelerini de kabullenmelisin ki o boşluk hayatında işlevsel olsun. Evren düzeninde artık bu değişimle var olman gerektiği için zaten bunu yaşıyorsun.


Hayatındaki var etmek istediğin o tasarımın oluşması için, senin bu değişen hallerin gerekir zaten. Yerinde sayarak uzun vadeli devam eden bir tasarımı yaşatmak söz konusu değil. Tasarımın formunu belirleyebilirsin en başta, ama yeterli değildir. Hayalindeki bütünlük için kumaş da seçmen gerekir. Kumaşın cinsi, rengi, dokusu hepsi görünür olur zamanla. Gerek bir boşlukta, gerek bir ihtiyaç hissinde, gerek bir görsel bütünlük arzusunda. İşte bu kumaşı; yaşayacağın o deneyimlerden birinde bulursun. Bu deneyimlerde hangi renk olduğu görünür sana. Sonra bambaşka bir his gelir tasarımdan uzaklaşır, ara verirsin tasarım sürecine, aslında negatif gibi görünen bu ara verme süreci de, senin için bu tasarımın hayatının neresinde yer aldığını anlamanı sağlar... Yani pozitif deneyimler yanı sıra; boşluklarla, olmuyor gibi hissettiğin anlarla, konfor alanından çıkmaya zorlandığın tetikleyici sözlerle, bilmediğin, tanıdık olmadığı için seni zorlayan duygularla da o tasarım sürecine devam edersin. Sen tasarımı oluşturuyorken, tasarım da seni oluşturur. O tasarım senin yeni versiyonlarınla ilerleyebilir. Ve sürekli konforlu kalarak, iyi hissederek bu ilerlemeyi sağlayamazsın. Korkuyu ve gerginliği de tadıyor olmalısın. Gerçek olmak, dengede olmak pozitif ve negatif her şeyi içinde barındırabildiğinde sağlayabileceğin bir durumdur, negatiflerden kaçtığında değil. Direkt olarak yönlendirilmeye izin verdiğinde değil. Filtresizce, itaat ettiğinde değil. Özündeki gerçekliğe kimseyi karıştırmazsın, çünkü o zaman karıştırdığın şeyi yaşarsın; kendini değil.

Başlangıçtaki halin sadece başlangıç içindir, her duyguyu her deneyimi kullanarak tasarımını seviye seviye olmasını istediğin yere çıkartırsın. İlmek ilmek işlersin. Bir tasarımı değerli kılan bu süreci deneyimleyebilecek sabrın, sevgin, inancın ve bilincin olmasıdır. Bir tasarımı ilerletebilmen için değişmen gerekir. Yerinde sayarak hayatındaki hiçbir tasarımı istediğin, hayal ettiğin yere taşıyamazsın. Yaşadığın hayal kırıklığı aslında tasarımla ilgili değildir senin kendinle ilgilidir. Bu tasarımın ve senin özünün birlikte ilerlemesi gereken bir yolculuktur.

pınterest
pınterest

Farkında olmak, dönüştürmen, değiştirmen, öğrenmen, iyileştirmen, büyüyebilmen için gerekli bilinci sana sağlıyor olmalı. Sen bunları kendine kattıkça tasarımlarına yansıtabilirsin; böylece tasarımların büyüyebilir ve beslenebilir. Tasarımlarını bu boşlukta, seni uyandıran bu farkındalıklarla açılan yollardan yürüyerek oluşturuyorsun. Lakin bu süreci tamamlayan da sen olacaksın yarım bırakan da öyle. Kimsedesuç yoktur. Tasarımını korkarak yarıda bırakıp kaçtığını düşünebilirsin ama aslında korkmak da, kaçmak da tasarımının bir parçası. İşte bunu anladığında bahsettiğim tasarımın sürekli ısınıyor olduğunun idrakında olabilirsin. Hiçbir şey yerinde saymıyor aynı olduğunu düşündüğünde dahi. Herakleitos’un dediği gibi ‘’Aynı nehirde iki kere yıkanamazsınız.’’

Sıcaklığa ilerlediğimiz bu son ayda, herkese boşluğunun ve bu boşluğu yaşayabilmeye, görebilmeye vesile olan olayların, kişilerin kıymetini bilebilmeyi diliyorum. Yapıcı, sevgili ve onarıcı görmeye niyetli olmak her tasarımda varlığınızla barışmaya ve parlamaya kapı açıyor olacak. Zaten her şey yerli yerinde. Hissettiğin huzurla da bu böyle, seni değişmeye zorlayan gerildiğin tanımadığın duygularla da... Tasarımlarımızı yaşatabildiğimiz bir Mayıs ayı olsun.

 

(Not: Bu yazı tamamen benim dünyamın bakışıdır. Hiçbir yönlendirme veya tavsiye niteliğinde değil, aksine herkesin dünyasını yansıtmasını amaçlar. Eşsizlikler korunmalıdır.)

 

Restoratör İç Mimar, Sanat Yazarı: Betül Akyazı

 
 
 

Yorumlar


bottom of page